Sen tercihlerinin mi, yoksa vazgeçişlerinin mi bir eserisin?


Düşündün mü hiç?
Bugün bulunduğun noktaya nasıl geldin?
Bugünkü seni, hangi kararlarınla inşa ettin?

Hangi girdiğin yola, başka bir yoldan kaçmak için hiç düşünmeksizin girdin?
Hangi girdiğin yolu, gerçekten isteyerek sen seçtin?

Hangi insanı, senin için bir kurtarıcı olarak gördüğün için hayatına dahil ettin?
Hangi insanın, onu gerçekten arzuladığın için hayatına girmesine izin verdin?

Hangi yol ayırımda, yolunu içindeki öfkenin, nefretin sesine kulak vererek terk ettin?
Hangi yol ayırımda, yolunu seçerken içindeki sükunetin, sevginin sesini dinledin?

Hangi inandığın yoldan geçmişe ait acılarından kurtulmak için vazgeçtin?
Hangi yanlış yola vazgeçmenin ağır yükünü kaldıramamaktan korktuğun için yıllarca tahammül ettin?

Sen tercihlerinin mi, yoksa vazgeçişlerinin mi bir eserisin?

Bugün bulunduğun noktaya ulaşırkan, acaba en çok hangisinden beslendin?
Bugüne kadar sahip olduğun neleri tercihlerin yüzünden yitirdin?
Vazgeçtiklerin sayesinde bugün nelere sahip olabildin?

Düşündün mü hiç?
Kimbilir bugüne kadar sana kendini alternatif olarak sunan kaç yolu, seni hiç tanıyamadan sensizliğe terk ettin?
Kimbilir kaç tane sen olabilme ihtimalini, hiç doğamadan ardında ölüme mahkum ettin?

30 Haziran 2009
Haşim Arıkan


Fotograf: Jodie Foster

Hadi gel bugün seninle...


Hadi gel, kanıksanmış dünyanın, heyecanını yitirmiş insanı olmayı bir kenara bırakalım bugün seninle.
Hep aynı şeyleri yapmaktan, hayatın tek düzeliğinden şikayet etmeyelim.
Sorun değil, çözüm olalım bugün seninle.
Elimizde hep var olan, ama kullanmadığımız şansı kullanmayı seçelim.
Hayatımızı renklendirip, farklı bir şey yapmayı deneyelim.
Hayat bir keşif yolculuğu ise,
Yeni bir yol, yeni bir yer keşfedelim.

Hiç bir şey yapamasak bile,
Akşam işten evimize farklı bir yoldan dönelim,
Ya da yemeğimizi farklı bir yerde yiyelim.
Bu bile farklı bir renk katmaz mı güne?

Hadi gel, kanıksanmış dünyanın, heyecanını yitirmiş insanı olmayı red edelim bugün seninle.
Hayattan farklı bir keyif alalım, biraz heyecanlanalım,
Temiz bir havayla soluklanmak için yeni duraklar bulalım kendimize.
Tekrarlarla değil, yarattığımız yeni gerçeklerle gel bugün dünyaya biz de biraz keyif, coşku, neşe katalım.

27 Ocak 2009
Haşim Arıkan


Fotograf: Jack Nicholson

Ne anladın peki bu yaşadıklarından?

Günüm gelmiş, insan olmuşum.
Üzerime bir beden giyip yeryüzüne doğmuşum.
Mutluluk, sevinç, gözyaşı olup, hayatlara dokunmuşum.
İlişkiler yaşamış, duygularla tanışmışım.
Hepsini tanımlayıp zihnimde onlara dair kayıtlar, korkular yaratmışım.

Sevilmek istemiş, kendimi bir türlü sevememişim.
Değerli olmaya çalışmış, kendime değer vermemişim.
Mutluluğun peşinden koşmuş, kendime neyle gerçekten mutlu olduğumu sormamışım.
Kendimle karşılaştıkça, hep başka yollara sapmışım.
Önüme çıkan çukurlara çok kızmış, kendime en çok çukuru da kendim kazmışım.
Merak ettiği soruları kendine sormamış, cevapları hep başka ağızlarda aramışım.

Bu keşif yolculuğunun bir gün sona ereceğini düşünmezken,günüm gelmiş yolun sonuna ulaşmışım.
Üzerime giydiğim bedeni çıkarıp, anılarım, hazlarım, sahip olduğumu sandıklarımla birlikte yeryüzünde bırakmışım.

“Ne anladın bu yaşadığından?” diye sormuşlar.
Verecek bir cevap bulamamışım!

15 Şubat 2009
Haşim Arıkan

Ya da bunun adına “ben” yaşamak diyorum!

Bakıyorum ama görmüyorum.
Dinliyorum ama duymuyorum.
Konuşuyorum ama anlatamıyorum.
Düşünüyorum.
Var mıyım?
Yoksa.
Yok muyum?
Varsam kimim?
Yoksam nerdeyim?
Bir düş müyüm yoksa gerçek miyim?
Bilmiyorum.
Anlamaya çalıştığım bir bilinmezi yaşıyorum.
Ya da bunun adına “ben” yaşamak diyorum.

Bir yerlere mi koşuyorum.
Bir şeylerden mi kaçıyorum.
Koştukça nelerden uzaklaşıyorum.
Kaçtıkça nelere yaklaşıyorum.
Dünya mı beni yaratıyor.
Yoksa dünyayı düşüncelerimle ben mi yaratıyorum.
Sonuç muyum?
Yoksa sebep miyim?
Bilmiyorum.
Her gün biraz daha çözdüğümü sandığım bir denklemi yaşıyorum.
Ya da bunun adına “ben” yaşamak diyorum.

30 Eylül 2007 - 26 Ocak 2009
Haşim Arıkan

Ben de yabancısıyım bugün kendimin...

Yapamadım bu sabah.
Her sabah yaptığım gibi, ayna da ki dostuma gülümseyip “bugün harika bir gün olacak dostum” diyemedim.
Dönmedi dilim, bir türlü söyleyemedim.
Fark etmemişim.
Meğer tükenmiş bütün gücüm, enerjim.
Direnemedim.
Ben bugün düşüncelerime yenildim.
Beni yargılamadan önce bilmeni isterim.
Bugün gördüğün ben, ben değilim.

Her fırsatta kapadım gözlerimi.
Gözyaşlarım akmak istedi, ben onları göz kapaklarımın ardına gizledim.
Kontrolsüzce ortalığa saçılıp, can yakmak istedi bütün sivri kelimelerim.
Sustum, onları bugün beynime hapsettim.
Güçsüzdüm ama kimsenin enerjisini çalmak istemedim.
Kimselerin olmadığı yolları, işte sırf bu yüzden tercih ettim.
Sırf bu yüzden, belki de seni gördüğümde yolumu değiştirdim, başımı önüme eğdim.
Belki de sen bana selam verdin, bana gülümsedin ama ben görmedim.
Beni yargılamadan önce bilmeni isterim.
Aslında ben, böyle biri değilim.

Ben bugün,
Korkularıma teslim oldum, endişelerime yenildim.
Dilimi susturdum, gözyaşlarımı dudurdum ama zihnime bir türlü söz geçiremedim.
Bilmeni isterim ki ben de yabancısıyım bugün kendimin.

Dayanamadım.
Sonunda okuduğun bu satırlara döküldü bütün hislerim.
Beni yargılamadan önce bilmeni isterim.
Senin hissettiklerin, düşündüklerin değildi, bugün benim sana söylemek istediklerim.
Seni dışlamak, yok saymak değildi kesinlikle niyetim.
İnan denedim.
Bana gülümseyerek bakan yüzlere gülümsemeyi ben de çok istedim.
Ben bugün düşüncelerime yenildim.

12 Aralık 2007
Haşim Arıkan

Ya rüyada ölürsün ya da bir gün rüyadan uyanırsın...


Doğarsın,
Hayat denilen tek yön bir yolda yürümeye başlarsın,
İstesen de artık duramazsın.
Yürürsün, sadece ileriye.
Yürürsün, büyürsün.
Yürürsün, anladığını sanırsın.
Doğduğun gün içine dahil olduğun inanç sistemi durmadan fısıldar durur, kim olman, nasıl yaşaman gerektiğini senin kulağına.
Bir süre sonra arka fonda çalan mutsuzluk yüklü ezgiyi sen de ezberlemeye başlarsın.
Yavaş yavaş kabul edersin diğerleri gibi, sen bir kurbansın.
Ve sen de kaderi suçlamaya başlarsın.

Ama bir gün uyanırsın herşey farklı gelir gözüne ve gerçeklik ateşi sarar içini senin de.
Merak edersin.
Araştırırsın.
Ama nereye bakarsan bak kendinden başka bir gerçek bulamazsın.
İnatla beyninin her köşesine bakarsın, bir yerlerde çok daha fazlasını, daha farklı bir şey bulacağını umarsın.
Ruhunun gizli sırrını açığa çıkartacak ve gölgeni aydınlatacak başka bir gerçek...
Ama ne kadar ararsan ara “sen”den başka bir gerçek bulamazsın.

Ya bu gerçekle yüzleşir, düşüncelerinle hayatın arasındaki ilişkinin farkına varır, dünyayı düşüncelerinle senin yaratmakta olduğunu, kabullenirsin.
Ya da tekrar rüyaya dalarsın...

02 Mart 2009
Haşim Arıkan

Fotograf: Merle Oberon

Hayatı züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi yaşarsın...



Söylemek gelir içinden, ama bir türlü dile getiremezsin.
Susmak gelir içinden ama yüreğini susturup da sessizce bir kenara çekilemezsin.
Sıkıntıdan patlar için, sense etrafına mutluymuş gibi gülümsemeyi seçersin.

Sürekli hissettiklerini gölgeler, duygularını bastırırsın.
Her geçen gün, gerçek düşüncelerini gizlemekte biraz daha ustalaşırsın.

Bunu;
Kimi zaman karşındakileri üzeceğin endişesiyle yaparsın.
Kimi zaman yanlış anlaşılıp yalnız kalmaktan korkarsın.
Kimi zamansa reddedilme ihtimali engeller seni.
Sürekli …………. olduğun da, ………… yaptığın da diyerek, boşluklarının dolmasını beklediğin cümlelere tutunur, hiç biri gerçek bir neden olmayan, bir sürü mazeretin ardına sığınırsın.

Kendini, kimseye zarar vermeden özgürce ifade edebilmenin yollarını keşfetmek yerine, kendini tamamen unutup, hayatını başkalarının beklentilerine göre yaşamaya alışırsın.
İplerin senin elinde olduğuna inanıp sürekli kendini kandırırsın.
Oysa ipleri hep başkalarının beklentilerine göre oynatırsın.
Yaşamının idaresini korkularına teslim edip, sahip olduğun potansiyelin çok altına bir yaşama hapsolur, hiç risk almadan yaşayıp, yapabileceğinin en iyisinin bu olduğu yalanıyla kendini kandırırsın.
Gerçek sevginin, mutluluğun bu olduğuna kendini inandırır, herkes tarafından sevildiğinde, senin de mutlu olacağını sanırsın.

Ne acının gerçek tadına varır, ne de mutluluğun o büyük coşkusuna kapılırsın.
Ne tutkuyla sarılabilir ne de içinizi kavuran bir öfkeyle sarsılırsın.
Ne doruklara ulaşır, ne de diplerle tanışırsın.
Yaşadıkların hep eksik, hep yarım kalır içinde!
Sürekli geri dönüp bir şeyleri değiştirmek, tamamlamak için uğraşırsın.

Hayat, kendini, düşüncelerini aradan çekip, sadece onunla aranızdaki muhteşem uyumu hissetmeni bekler senden.

Sense hayatı, züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi hep tedirgin, hep kontrol altında yaşarsın.

17 Ekim 2007 – 11 Şubat 2009
Haşim Arıkan

Cahil ve de bilgeyim...


Cahil ve de bilgeyim.
Kendinden başka hiç kimsenin düşüncesine önem vermeyen,
Herkesin düşüncesini fazlasıyla önemseyen.
Sakin olduğu kadar öfkeli.
Anlayışlı olduğu kadar bencil.
Cesur olduğu kadar korkak.
Mutlulukları kadar acı çeken.

İnsanım.
Sadece insan.
Kaynağı kendi olan hiç bir duygudan ve düşünceden korkmayan.
Kendi duygu doğasına saygı duyan.
Onları yok etmek, bastırmak yerine, fark gözetmeksizin hepsini tanımaya, anlamaya çalışan.
Gölgesini inkar ederek aydınlığa ulaşılamayacağının, karanlık tarafına hükmetmedikçe aydınlık için gerekli beceriye sahip olamayacağının farkında olan.
İnsani büyümenin içindeki birşeyleri dışarıda bırakarak değil, kendinin olan herşeyi biraraya getirdiğinde gerçekleştiğine inanan.
Gerçek özgürlüğü, kendini, arzuladığı, hayal ettiği, kendi uydurduğu mükemmellikle karşılaştırmadan, kendine direnmeden, kendini olduğu haliyle sahiplenip sevebildiğinde yaşayabileceğinin farkında olan.

Hayatın, bize hem cahilliğimizi hem de bilgelimizi fark ettiren sihirli bir yolculuk olduğuna inanan.
Bir gün perde kapandığında kendini bir türlü doğuramamış olmayı değil, bir insan olarak tüm özelliklerini tamamen kullanmış olmayı arzulayan.

10 Mayıs 2009
Haşim Arıkan


Fotograf : Gerard Butler

Düşünüyor(d)um...


Düşünüyordum.

Ezbere bildiğim, şartlı bir reflex gibi her daim dile getirdiğim, yıllardır kullanılmaktan aşınmış, tükenmiş kelimelerle...
Otomatikleşmiş, önceden kolaylıkla tahmin edilebilir cümlelerle...

Yapamadıklarımı…
Yapmadıklarımı…
Her niyetlenişimde, kendimi büyük bir başarıyla yapamayacağıma inandırdıklarımı…

Kaçtıklarımı…
Saklandıklarımı…
Dışladıklarımı…

Unutmaya çalıştıklarımı…
Ertelediklerimi…
Vazgeçtiklerimi…
Tamamlayamadıklarımı…

Göstermek isteyip gösteremediklerimi…
Söylemek isteyip, susup kaldıklarımı…
Sırf istemediğim için kendimi mahrum bıraktıklarımı…
İnancımı yitirdiğim için kendime yaşattığım hayal kırıklarını…
İçimde itinayla gizlediğim yoksulluklarımı, zorbalarımı.

Mütemadiyen tekrar eden ruh hallerimi.
Her geçen gün biraz daha yorgunlaşan yorgunluğumu.

Hatırlıyorum.

Bildiğim ne varsa, hepsini vermek için yüreğimde hissettiğim o yoğun isteği.
Sadece bilmediklerimle kalabilmeyi arzulayışımı.
Kişiliğim diyerek kendimi içine kapattığım o hapishaneyi...

Öğreniyorum.

Daha önce fark etmediğim yeni kelimeleri.
Onlarla bana ve hayata dair farklı, yeni cümleler kurabilmeyi.
Yavaş yavaş ruhumun daha derinlerine inebilmeyi.
Derinlerden bana ulaşan bilgenin sesini sükunetle dinleyebilmeyi...

Fark ediyorum.

Eskiden kurtulmadan, yeninin kendini gösteremediğini, içimdeki çatışmaların bir türlü sona ermediğini.

Düşünüyorum.

İnsan, zihnindeki onu etkisiz hale getiren eskimiş sözcüklerinden vazgeçip, “olması gereken” e hiç bulaşmadan, yeni harfler, yeni kelimelerle, olan’a dair yeni cümleler kurmaya başladığında herşeyin anlamının nasıl da değiştiğini.
Hayatı geçmişin bir anımsaması olarak yaşamaktan vazgeçip, zihninde, -kendine, hayata, başkalarına dair- oluşturduğu imgelerden arındığında kendine neler yaşatabileceğini...

16 Kasım 2008 - 16 Temmuz 2009
Haşim Arıkan

Fotograf: Uma Thurman

Olan sadece olandır...

Olan sadece olandır.
Senin düşüncelerin ona bir anlam kazandırır.
Tüm düşüncelerini elinden alsam, yaşadıklarından geriye sana ne kalır?

Sen sadece insansın.
Yaptıkların sana bir değer kazandırır.

Düşüncelerin ve yaptıkların, sana hayatı cennet ya da cehennem olarak yaşatır.

28 Kasım 2007
Haşim Arıkan

Memnun musun hayatından?


Farkında mısın?

Sen de herkes gibi varlığınla dünya için her gün yeni gerçekler üretiyor, gerçeğin sonuçlarını yaratıyorsun. Tüm eylemlerin, düşüncelerin, duyguların senden ayrılıp dünyanın bir gerçeği haline dönüşüyor. Hafızalara yerleşiyor. Hafızaların aynasından yaşananlara yansıyor.

Her kelimen, her davranışın, düşüncenin bir aracı, dünyada oluşan bilginin bir kaynağı.

Söyler misin, gerçekten memnun musun hayatından?

Yaşadığın hayatla bazı şeylerin mümkün olabileceği konusunda dünyayı cesaretlendirebiliyor musun?
Ürettiğin yeni gerçekliklerle, dünyaya temiz bir havadan, yeni bir soluk getirebiliyor musun?
Tekrarlarla değil, farklı gerçeklerinle dünyayı neşelendirebiliyor musun?

Sözün özü dostum;

“Hayat adı altında” dünyaya imzanı atman için sana sunulan şansı, sen iyi değerlendirebiliyor musun?

29 Kasım 2009
Haşim Arıkan

Fotograf: Julianne Moore

Hangisi daha gerçek...


Sorular var zihnimde bana dair, cevabını merak ettiğim.
Yıllar sonra bir ben daha keşfediyorum içimde, yine ben olduğunu bildiğim.
Bir türlü karar veremiyorum.
Yıllardır tanıdığım ben’e mi, yoksa yeni keşfettiğim ben’e mi güveneyim.

Acaba,
Hangisi daha gerçek.
Hangisi daha BENİM.

01 Mart 2009
Haşim Arıkan

Fotograf: Michael Fassbender

Senin gibiyim...


Senin gibiyim.
Sessiz görünsem de, benim de düşüncelerim bir nehir gibi akıyor sürekli beynimde.
Ben de küskünüm dünyaya, kendini beni mutlu etmeye adamadığı için.
Ben de hiç bir şey beklemiyorum artık hayattan.
Kendimi bu büyük kalabalığın ortasında, yalnız ve terk edilmiş hissediyorum.

Aynı zaman da aynı mücadeleyi veren iki yalnız varlığız seninle.
İkimizin de sessizliğinde aynı itiraflar gizli.
Işığın yada karanlığın olmadığı anlamsız bir boşlukta,
Yok olmayan ama yerinde de durmayan tuhaf bir sisin ortasında,
İsteyerek sürdürülen bir sürgünün yalnızlığı bu yaşadığımız.

Sana benziyorum.
Ben de senin gibi içimdeki en güçlü duyguları ustaca sahteleştirip yok ediyorum.
Aslında gerçek olmayan şeyleri gerçekleştirmek için mücadele ediyorum.
Ben de uzanıp alınmamış, tatmin edilmemiş duygular düzeyinde yaşıyorum.
İyileşmelerine izin vermediğim yaralarımı yorgun şefkat anlarımla tımarlıyorum.

Ben de suçluyum senin gibi.
Yaşadığım bu çaresizlik duygusunun bana öğretilmesine izin verdiğim için,
Hissetmediğim bir hayatı sahte olarak yaşadığım ve buna razı olduğum için,
İçimdeki gerçek ben’i ortaya çıkarmak yerine, inatla olmadığım birine benzemeye çalıştığım için.
Elde edebileceğim yada yok edebileceğim tek mutluluğun, kendi mutluluğum olduğunu kabul etmediğim için,

Mutlu olma cesaretini bir türlü gösteremediğim için...
Kendi mutluluğumun itici gücünün, ben olduğunu hala kabul edemediğim için…

08 Mayıs 2009
Haşim Arıkan

Fotograf: Ginger Rogers

İlişkiler ve düşünceler...


Diyorum ki;
Hayatımı artık hiç düşünmeden yaşamak istiyorum…

Diyor ki;
İnsan düşünmeden yaşayamaz!
Yaşamak “ilişkiler ve -onlara dair- düşünmek” tir.
İnsan olmayı seçip, ruhunun üzerine bu bedeni giydiğin gün bu gerçeği de kabul etmişsin demektir.
Doğmak, ilişkilere ilk adımı atmaktır.
İlişkilerse düşünmek.
Düşünmek, yaşanana dair hissettiğin duyguları tanımlamaktır.
Tanımlarınsa,
Sevgidir.
Acıdır.
Özlemdir.
Öfkedir.
Nefrettir.
Aşktır.
Korkudur.
Mutluluktur....

Diyorum ki;
Yoruldum ben artık yaşamaktan, yaşadıklarımdan.

Diyor ki;
İnsanı yoran, bitmeyen tekrarlardır.
Oysa gerçekten yaşamak, hiç durmadan ileriye yürümektir.
İleriye yürümek, sana yeni ilişkiler getirir.
Yeni ilişkilerse, yeni düşünceler için sana yeni bir şans daha verir
Yeni düşüncelerse sana daha önce yaşadıklarını bile farklı hissettirir.

Yaşanan bu değişim;
Kimilerine göre kendini red etmektir.
Kimilerine göre ise kendini keşfetmek.

Kolay olan,
Bu değişimi red edip, zihnindeki düşüncelere esir düşmektir. Hep aynı düşüncelerin, seni sürekli aynı hislere ulaştıran o kısır döngüsüne kendini hapsetmektir.

Önemli olan,
Her zaman tutarlı olmak değil. Her zaman kendin için en doğru olana ulaşmayı istemektir.
Senin için doğru olanı bulabilmek içinse önce kendini tanıman, anlaman gerekir.
Kendini tanıman, anlaman ise dediğim gibi, sadece “yaşadığın ilişkiler ve -onlara dair- düşünceler” in sayesinde gerçekleşir.

06 Temmuz 2009
Haşim Arıkan


Fotograf: Christian Bale

Bu aralar...


Biraz huzursuzum bu aralar.
Gözüm hep ardımda bıraktığım kapatılmamış kapılara takılıyor.
Uğraşıp duruyorum kendimle sürekli.
Tutamadığım sözlere, yaşayamadığım hayallere, görüpte açmadığım kapılara kızıyorum.
Vücudumda gömülü sindirilmemiş duygularla boğuşuyorum.
Bu aralar kendime, kendimi bir türlü beğendiremiyorum.

Biraz hüzünlüyüm bu aralar.
İçimde sürekli o azaltamadığım acıları, iyileştiremediğim yaraları, dökemediğim gözyaşlarını hissediyorum.
Olabilecekken olamamışlara takılıyorum.

Unuttuğumu sandığım ne çok şey hatırlıyorum bu aralar.
Sanki elimde bir terazi, hepsini tek, tek elden geçiriyorum.
Terazinin bir kefesine istediklerimi, hayallerimi,
Diğer kefesine vazgeçtiklerimi, kabullendiklerimi koyuyorum.
En sonunda hangisi ağır basacak ben de bilmiyorum.

4 Kasım 2009
Haşim Arıkan

İtiraf ediyorum...


Yaşadım.
Yaşıyorum.
Bazı şeylerde başarılı oluyorum.
Bazılarında ise başarısız.
Bazen çok güçlüyüm.
Bazen de zayıf.
Bazı şeyleri doğru, bazılarını yanlış yapıyorum.
Bazı şeyler yolunda giderken, bazıları korkunç bitiyor.

Zaman zaman düşüncelerimin önüne geçebilsem de.
Genellikle düşüncelerimin ardında kalıyorum.
Bilmediklerimin esiriyim.
Bildikleriminse efendisi.

Kişiliğim adını verdiğim, özel bir hapishanede yaşıyorum.
Duvarlarını, kendime dair beynimde yarattığım imajlar oluşturuyor.
İçimde yaşadığım onca karmaşaya rağmen, kendimden, hep açık ve net ifadelerle, bütünlük taşıyan bir nesneymiş gibi söz ediyorum.
Öte yandan dışarıda başka bir ben var, evde başka bir beni yaşıyorum.

Sürekli özgürlükten dem vuran iflah olmaz bir sansürcüyüm.
Zihnimde yarattığım yargıç sayesinde, geçmişin şartlandırmalarıyla neyi yapıp, neyi yapmamam gerektiğini, neyi bastırıp, neyi bastırmamam gerektiğini, daha ilerilere nasıl gidebileceğimi sürekli kendime dikte edip duruyorum.

Bazı sorulara gelince ise hep tökezliyorum.
Düşüncelerim mi duygularıma bir anlam veriyor?
Duygularım mı düşüncelerimi yaratıyor bir karar veremiyorum.
Arzularım beni ısrarla kendilerine doğru çekerken, bırakmıyor beni bir türlü korkularım.
Ne korkaklığımı, ne de sevgi isteğimi belli edebiliyorum.
Kimi zaman haz ve zevk anılarımın beni götürdüğü, arzular denizinde yüzüyorum.
Kimi zaman acı ve ızdırap anılarımın yarattığı korku bataklığında boğuluyorum.

Sürekli düşünüyorum.
Çokluğum mu beni bu kadar zorluyor, yoksa azlığım mı bu kadar yoruyor?
Bütün bu yaşadıklarım bendeki eksiklikten mi, yoksa fazlalıktan mı kaynaklanıyor?

Aslında sadece, derinlemesine yaşamak istiyorum hayatı.

Gerçeklik üzerine düşüncelerimi değil, gerçekliği deneyimlemek...
Bana sunulan inanç sistemini, yaşayarak bilinene çevirmek...
İnanmak için önce hissetmek istiyorum.
Kim olduğumun daha fazla bilincine varmak.
En insani yönlerimi cesurca sergileyebilmek.
Darbe alıp, kırılıp, yaralandıktan ya da kaybolduktan sonra bile yeniden sevebilmek.
Risk alıp yanılıp, başarısız olup, red edilsem bile tekrar denemek.

Yaşadığım herşeyi sevgiyle kucaklayabilmek istiyorum.
Onları bu bedende kaynaştırıp, onlardan muhteşem bir bütün oluşturabilmek.

Ve o gün geldiğinde;
Kendimi hala doğuramamış olmayı değil,
Kendini tamamen kullanmış bir insan olmanın hazzını hissetmek istiyorum.

6 Ekim 2010
Haşim Arıkan

Fotograf: Russell Crowe

Kutladın mı hiç kendini?


Düşündün mü hiç?

Ben, bugüne kadar;
Hangi zorlukların üstesinden geldim?
Hangi imkansızlıkları aştım?
Nelerle mücadele ettim?
Ne zaferler kazandım?
Ne mucizeler yarattım?
Diye...

Biraz düşününce neler geliyor insanın aklına değil mi?
Ya da şöyle durup bir düşünsen neler, neler bulacaksın kimbilir?

Peki onları yaşarken hiç;
Kutladın mı kendini?
Yoksa unuttun mu sen de her seferin de?
“Aferin dostum çok iyi iş çıkardın. Seninle gurur duyuyorum.” diyemedin mi kendine?
Ayna da gözlerinin içine içine bakıp “seni seviyorum” dedin mi hiç kendine coşku ile?

Hak etmedin mi peki bu sözleri ya da senin aklına gelecek bundan çok daha güzellerini?

Kahramanı olduğun bu hikaye, sence kimin eseri?

29 Haziran 2008
Haşim Arıkan

Fotograf: Christian Bale

Kendi gerçeğine uyanıyorsun...


Korkuyorsun!
Çünkü yavaş yavaş kendini hatırlıyorsun.
Zaman içinde o kadar çok uzaklaştırıldın ki kendinden, kendinle yeniden karşılaşmak biraz heyecanlandırıyor seni.
İçine baktığında nasıl bir şeyle karşılacağını net hatırlayamamak korkutuyor.

Uyanıyorsun!
Kendi gerçeğine uyanıyorsun.
Kendi doğanı yeniden keşfediyorsun.
Aradığın herşeyin aslında senin içinde hep var olduğunu anlıyorsun.
Ama önce bildiğin seni unutman gerekiyor.

Fark ediyorsun!
Bugüne kadar sana öğretilenlerden daha farklı şeyler hissettiğini fark ediyorsun.
Bugüne kadar sana anlatılmış olanlar artık seni tatmin etmiyor.

Kendini fark ediyorsun.
O sürekli kaçtığın karanlık yanın da, aydınlık yanın gibi yine sen olduğunu.
Bugüne kadar hep dışarıda bıraktıklarının da aslında sana dahil olduğunu.
Birşeyleri dışarıda bırakarak, bir tarafını yok sayarak sen olamayacağını fark ediyorsun.

Öğreniyorsun!
Kendinle olabilmeyi öğreniyorsun.
Kendinle başbaşa kalabilmeyi, kendinle konuşabilmeyi, kendine anlayış gösterebilmeyi.
Yargıların, görüş ve düşüncelerin etkisinde kalmadan içindeki tutkulara ve isteklere kulak verebilmeyi.
Sana ait olmayan o yabancı yükleri ruhuna yüklemeden sadece kendi varlığını hissedebilmeyi.
Kendini sevebilmeyi öğreniyorsun.

Hissediyorsun!
Gerçekten kendin olmaya karar verip, içindeki seni güçlendirdikçe, sarılmalarının daha sıkı, öpüşlerinin daha tutkulu, seni seviyorumlarının çok daha güçlü olduğunu hissediyorsun.
Duygu doğana saygı göstermenin ne kadar özgürleştirici bir duygu olduğunu hissediyorsun.

Yavaş yavaş tamamlanıyor içinde birşeyler.
Uyanarak, fark ederek, korkarak, hissederek, kabullenerek, öğrenerek...
Özbenliğinin her tarafa dağılmış parçaları, yavaş yavaş yeniden bir bütün oluşturmaya başlıyor içinde.

Herkes tarafından bilinen klasik oyunu oynamaya çalışmak yerine.
Oynadığın oyunu, kendin yazmanın mutluluğunu tadıyorsun.
Farkını fark ediyorsun.

Sen gerçekten yaşamaya başlıyorsun...

14 Eylül 2009
Haşim Arıkan

Fotograf: Marilyn Monroe

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...


Düşündün mü hiç?
Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını?

Hergün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu?


Bu hayatın ne için yaşandığını?

Varlığının evrenin bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini?

Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verildiğini?



Düşündün mü hiç?
Bugüne kadar hangi yolları izledin?
Kimlerin yaşamlarına dokundun?
Dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin?
Sevginle nelerin değerini çoğalttın?
Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu?
Onlara her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın?
Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin?
Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi?
Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti?

Düşündün mü hiç?
Varlığınla dünyada nasıl bir fark yarattın?
Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen rol aldın?
Hangi duyguların, hangi düşüncelerin başlangıç noktasında sen vardın?
Hangi ihtimaller senin sayende hayat buldu?

Senin sayende evrenin akışı nerede, nasıl farklılaştı?
Sen olmasaydın evrende acaba neler hiç yapılamamış olarak kalırdı?

Düşündün mü hiç?
Senin herşeyin bir parçası olduğun gibi herşeyin de senin bir parçan olduğunu.
Bir çok başlangıcın öncesinin, bir çok bitişin sonrasının sen olduğunu.
Kendini akıp giden bir nehir gibi hissetsen de akmakta olan suyun ulaştığı son noktanın koskoca bir deniz olduğunu.

Birbirini tetikleyen, birbirine karışan, birbirinin içinde eriyip, birbiriyle tamamlanan, bütün hareketlerin, bütün seslerin, bütün amaçların, bütün özlemlerin, bütün çilelerin, bütün mutlulukların, bütün acıların, bütün iyi ve bütün kötü şeylerin oluşturduğu evren de ki, birlik, bütünlük ve mükemmeliği, fark ettin mi hiç?

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin.

Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin.

Herşeyin bir nedeni, bir anlamı olduğu gibi senin hayata gelişinin de bir amacı, bir anlamı, bir değeri, bir önemi var.

Varlığının, evrenin o muazzam kurgusu içinde hangi önemli görevleri üstlendiğini, hangi güzellikleri, hangi mükemmellikleri tetiklediğini, hangi olumsuz ihtimalleri doğma şansı tanımadan yok ettiğini,

Düşündün mü hiç?

11 Ekim 2010
Haşim Arıkan


Fotograf: Tom Hanks

Bu blogda yer alan tüm fotoğraf ve diğer telif hakkı içeren içerikler salt tanıtım amaçlıdır.
Copyright © 2006-2017 Haşim Arıkan

İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.

hasimarikan@hasimarikan.com